Gece Yolculuğu film analizi – SineTürkiye


Gece Yolculuğu film analizi izleyicileri sürükleyici atmosferiyle büyülüyor. Karanlık ve gizem dolu yolculukta, işte karakterlerin iç dünyası! Gece Yolculuğu filmi yönetmenliğini ve senaristliğini Ömer Kavur’un üstlendiği 1987 yapımı bir filmdir. Film, iki arkadaşın yapacakları filmde kullanacakları uygun mekan arayışı için çıktıkları yolculukla başlamakta. (yönetmen Ali ve senarist Yavuz). Ancak gittikleri bir kasabada planlar bozulur ve bu yolculuk, Ali’nin kendi içsel yolculuğu haline döner. İstanbul’a tekrar geri dönüş yapmayacağını ve kasabada kalacağını söylemesiyle yolculuk başlar.

Yavuz, bir film için çok düşünmeyi, kafa yormayı tercih etmez. Kendini yormak, vakit kaybetmek istemez. İşin sanat kısmından çok zanaat kısmıyla ilgilenir. Risk almayı sevmez; o geleneksel kodlarla senaryo yazan bir senaristtir. Ali ise bu zamana kadar yaptığı işlerden çok memnun değildir. O artık başkalarının istekleri doğrultusunda değil, kendi istediği gibi filmler yapmak istemektedir. Maddi veya seyirci kaygısı olmayan, sinemanın sanat yönünü öne çıkaran filmler yapmak isteyen bir yönetmendir. Filmi çekecek olan yapımcı da Yavuz’un tarafındadır. İşi gereği filmin tamamen kazandıracağı para ile ilgilenmektedir. Ali ise başkaları için değil, kendi için film yapmak istemektedir.

Gece Yolculuğu film analizi

Film çekildiği dönem içinde çok ayrıksı bir yerde durur. 1980 sonları bitmiş bir Yeşilçam, artık kapanmış bir sinema sanayisi sonrası belki de yeni Türkiye sinemasının temelini atan bir film ortaya çıkarmak, Ömer Kavur gibi cesur bir yönetmenin işi olurdu. Oradaki Ali’nin de kendisi olduğunu söylesek aslında yanılmayız. Ülkemiz adına 1990’larda başlayan bağımsız sinemanın da hem öncüsü hem de ilham kaynağı olduğunu söyleyebiliriz. Film birçok kez ana karakter Ali’nin kendi özneline dönüp, filmi seyirciye onun gözünden yansıtıyor. Bu da bizi özdeşim kurmaktan ziyade Ali’yi daha çok anlamaya, onun sorduğu soruları sormaya itiyor.

O zamana dek ülkemizde süregelen, klasik anlatım şeklinden dışarı çıkıp modern anlatı şekliyle en büyük farkı ortaya koyuyor. Yer yer postmodern unsurlar da kendine bu yolculukta yer buluyor.

Onlara rehberlik eden çocuklara “sizler ne izliyorsunuz” diye sorduğunda: yerli ve yabancı duygulara hitap eden; seyircide heyecan ve merak uyandıracak o filmleri ardı ardına saymaya başlıyorlar. Ama yönetmen Ali’nin o içsel yolculuğunu, kendini bulmaya çalışmasını ve varoluş sancıları içerisinde yazmaya çalıştığı senaryoları kendiymiş gibi aktarıyor seyirciye.

Gece Yolculuğu filminin özdüşünümsellik bağlamında analizi

Bu filmi ayrıca özdüşünümsellik konusunda ele alabiliriz. Bu özdüşünümsellik sinemada karşımıza nasıl çıkar diye soracak olursanız; sizlere şöyle bir açıklama getirebilirim:

Filmlere baktığımızda yönetmenin direkt olarak kendisinden bahsettiği ya da içerisinde bulunduğu sinema ortamını ve şartlarını ele alması olarak tanımlanabilir.

Ali karakteri, yönetmen Ömer Kavur’u temsil ediyor demiştik. Ömer Kavur Yeşilçam’a da eleştirel bir gözle bakıyor. Film içerisinde eski bir sinemaya giden Ali gerçeklerle bir kez daha yüz yüze geliyor.

Oradaki eski sinema işletmecisinin “sinema mı kaldı, artık herkes kasetten izliyor”, “hala film çeken var mı?” gibi replikleri de dönemin sanat ve sinema anlayışını ortaya çıkarıyor. Türk sinemasında özdüşünümsel filmlerin bir ortak özelliği de kriz zamanlarında ortaya çıkıyor olması. Sinemanın baskıya, sansüre uğradığı ya da etkisinin azaldığı dönemlerde kendisini göstermesi ile bilinir. Ülkemizden birkaç örnek verecek olursak;

  • Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni (1990)
  • Kasaba (1997)
  • Neden Tarkovsky Olamıyorum? (2014).

Gece Yolculuğu ve modern anlatı

Film içerisinde ayrı duran bir diğer nokta ise Ali’nin karısı rolünde bulunan kadının neredeyse bütün sahnelerinde kameraya bakarak konuşuyor olmasıdır. Ömer Kavur bu filmi yaparken bizlere sadece kendi ruhani dünyasını anlatmayı amaçlamamıştır. Aynı zamanda bu teknik ile izlediğimiz şeyin bir film olduğu; onun duygularına kapılmamız gerektiğini filmi izlerken sorgulamamızı istemiş ve bizi düşünmeye sevk etmiştir. Filmi bu tarzı ve biçim içeriği bağlamında ele aldığımızda modern anlatıya dahil etmemiz kaçınılmazdır. Ele almış olduğu konu, kullandığı kamera estetiği, teknik kurgusal ve filmin sonu onu modern anlatıya dahil eder. Ayrıca içerisinde bazı Postmodern unsurları da barındırır.

Bu filmi modern anlatıya dahil eden bir unsur ise mekanların da bir karakteri olmasıdır. Özellikle yönetmen Ali’nin de en çok etkilendiği o terk edilmiş eski Rum köyü. Filmde bir mekandan çok bir karakter gibi karşımıza çıkar. Ali’nin de kendisini bulmasında ilham verici olmuştur. Rumların mübadele sonucu köyü terk etmek zorunda kalmaları da Ömer Kavur’un filme dahil ettiği bir diğer sorundur. O mekanı bu kadar etkili kılan da mecburi bir göçün olmasıdır. Ali kendisi ile mekan arasında bir bağlantı, bir uyuşma ve benzerlik gördüğü için hayatını orada devam ettirmek istemiştir. Ali bu sektörde para kazanmak için yapması gerekenleri bilmesine rağmen yıkık dökük bir harabede yaşamayı göze alır. Filmin isminde de yazan yolculuk o zaman başlar. Ali kaybettiği kardeşi ve ayrıldığı karısı ile birebir yüzleşmesini orada gerçekleştirir. Bu da filmin özdüşünümsel yanını desteklemektedir.

Çünkü Ömer Kavur 12 Eylül darbesinde erkek kardeşini kaybetmiştir. Film içerisinde ise bu sahne direkt olarak morg sahnesine kadar yansımıştır. Yine Ömer Kavur’un çok sevdiği eşinden ayrılmak zorunda kalması da Ali karakteri üzerinden birebir yansıtılmıştır. Bence bu filmi bu kadar konuşulur kılan ve başarısının arkasında gizli olan şey hem bu kadar yönetmenin öznel düşüncelerini barındırıyor hem de bir o kadar hayatın içerisinden detaylara yer veriyor olmasıdır diyebiliriz.

Karakterlerin seçimi ve oyunculuklar da filme büyük hizmet etmiştir

Film içerisinde beraber film yapmaya çalışan iki arkadaş görsek de birbirlerinden çok başka iki insandır. Bu da izleyicinin görmesi gerekenleri daha belirgin hale getirir. Sinema anlayışlarının çok farklı olması dışında telefon kulübesinde gerçekleşen sahne de onların birbirinden ne kadar farklı olduğunu gösterir. Bir tarafta derdi tamamen hayat olan, mobilya konuşan bir Yavuz. Diğer tarafta ise derin düşünceler içerisinde hayatı umursamayan ve sorgulamalar içerisinde olan Ali. Bu durumları bu kadar ifade etmemizde büyük pay sahibi olan Aytaç Arman ve Macit Koper ikilisinin usta oyunculuğudur.

Bu karşıtlığı kasabadaki çocuklarla da sağlamıştır Ömer Kavur. Bir tarafta onlara rehberlik eden ve Rambo izleyen rehber çocuklar. Diğer tarafta ise çobanlık yapıp Küçük Prens okuyan bir Yusuf.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir